Rojat
Kayıt: 01 Oca 1970
Mesajlar: 334
|
| Tarih: Cum Eyl 14, 2007 4:49 am Mesaj konusu: Receb ekim, Şaban sulama, Ramazan ise harman ayıdır |
|
|
Receb ekim, Şaban sulama,
Ramazan ise harman ayıdır
Yürüyenler koşun, konuşanlar susun ve davranın, yatanlar kalkın! Haydi, haydi durmayın! Bu pazar hiçbir ayrımcılık, hiçbir formalite, hiçbir belge, hiçbir ücret istenilmeden girilen ve mutlak kârla çıkılan tek pazar, haydi durmayın koşun!
Cenab–ı Şaban ayı bir noktada ramazana hazırlık ayı da sayılabilir. Sahâbe–i Kiram Hazeratı şaban ayında Kur'an–ı Kerîm'i çok okumaya başlar ve ramazan–ı şerife hazırlıklı çıkmaya çalışırlardı. Bu maksatla işlerini ve halk ile münasebetlerini düzene koyarlar, borçları varsa öderler, alacakları varsa alırlar, fakir ve düşkünlere de yardım ederek onların da gönüllerini hoş etmeye önem verirlerdi.
Abdülkadir–i Geylânî Kuddise Sırruhu Hazretleri şöyle demiştir:
"Recep, cefayı terk ayıdır; şaban, amel ve vefa ayıdır; ramazan ise, sadakat ve safa ayıdır.
Recep tevbe ayıdır; şaban muhabbet ayıdır; ramazan, Hakk'a yakınlık bulma ayıdır.
Recep, hürmet ayıdır; şaban, hizmet ayıdır; ramazan, nimet ayıdır.
Recep, ibadet ayıdır; şaban, zahidlik ayıdır; ramazan ise, ziyadesi ile nimetlere ermek ayıdır.
Recep ayında iyilikler kat kat artar; şaban ayında kötülükler kalkar; ramazan ayında ikramlar gelmeye başlar.
Recep, önce gidenlerin ayıdır; şaban ortadakilerin ayıdır; ramazan ise, âsilerin ayıdır."
Zunnûn–i Mısrî Kuddise Sırruhu şöyle demiştir:
"Recep, âfetlerin geri bırakıldığı; şaban, taatların yapıldığı; ramazan da ikramların beklendiği aydır." Bu duruma göre: Bir kimse âfetleri terk etmez, taatta bulunmaz, ikramları da gözetmez ise, o kimse herzecilerdendir. Zunnûn–i Mısrî bir başka zamanda şöyle demiştir. "Recep, ekim, şaban, sulama; ramazan ise, harman ayıdır." Her ekilen biçilir. Her yapılan işin karşılığı görülür. Bir kimse ekim zamanını boşa geçirirse, harman zamanında pişmanlık duyar. Âhirette kötülük göreceğinden dünyada beslediği ümitler de hiç olur.
Salih zatlardan bazısı şöyle demiştir: "Sene bir ağaçtır. Recep ayı, senenin yapraklanma günleridir. Şaban ayı, meyvelenme günleridir. Ramazan ayı ise, senenin meyvelerinin toplandığı günlerdir."
Şöyle anlatılmıştır: Recep ayı, Allah u Teâlâ'dan gelecek mağfiretlere tahsis edilmiştir. Şaban, özel olarak, şefaat ayı kılınmıştır. Ramazan ayında iyilikler kat kat verilir. Bunun için tahsis edilmiştir.
Görülüyor ki, Cenâb–ı Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz ve büyüklerimiz, bu aylara ve günlere oldukça fazla önem vermişler, Allah u Teâlâ'ya ibadet ve taatte büyük gayret göstermişler ve bizlere güzel örnek olmuşlardır. Bu yüzden ki, bu ayların kadr–ü kıymetini idrak eden ve bu büyük rahmetten istifade etmeye çalışan büyük zatlar bu ayları büyük bir canlılık içerisinde geçirmişlerdir. Mümkün mertebe oruç tutmuş, Kur'an okumuş, etraflarındaki insanları da bu güzel hasletlerle donatmaya gayret etmişlerdir. İşte asrın kirine–pasına bulaşmış insanlar, kâinatın alkışladığı böylesi mübarek ayları vesile kılarak, bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirmenin yollarını aramalılar. Böylesi günlere bir daha kavuşamama ihtimalini de hesaba katan bir mü'min nasıl bir devlet ve nimetle karşı karşıya kaldığının farkına varırsa, umulur ki şanına uygun bir şekilde değerlendirir.
Bilhassa bizim yanımızda bu ay ve günlerin yeri olmalı ve fevkalade önem taşımalıdır. Bütün bu günler, bizi ecri ve mükâfatı hudutsuz olan ramazan ayına tam bir safiyet ve temizlik içinde hazırlamalıdır.
Evet, yine tüllendi şafak, yine açıldı nikab. Bağlara sindi cennetasa menevşe kokuları, yüzlerde görüldü tebessüm, pazara rağbet geldi. Bire on, bire yüz, bire yedi yüz, bire binlerin verileceği bir pazarın, bir sonsuz hazinenin önüne kuruldu otağ. Yürüyenler koşun, konuşanlar susun ve davranın, yatanlar kalkın! Haydi, haydi durmayın! Bu pazar hiçbir ayrımcılık, hiçbir formalite, hiçbir belge, hiçbir ücret istenilmeden girilen ve mutlak kârla çıkılan tek pazar, haydi durmayın koşun! Bu pazar sahibi ne kadar zengin, ne kadar cömert, ne kadar affedici ve bağışlayıcı ki, baksanıza yıllardır dağlarda isyan bayrağını açanlara bile açmış rahmet sinesini. Bir dostunun diliyle: "Gelin, gelin! Kim olursanız, ne olursanız olun, yine gelin. Bu kapı, bu pazar ümitsizlik kapısı değil!" diye ferman ediyor. Evet, bu kapı kazanmanın, tebessümün, kurtuluşun pazarına açılan ilk kapıdır; haydi uğurlar ola. Unutmayın, insan bir şeye nasıl başlarsa, öyle bitirir. İşte burada bize düşen iş, o pazarı, önümüze açılmış rahmetten bir hazine bilerek, eteklerimizi alabildiğince doldurarak oradan ayrılmak olmalı. Zira orada israf yok, orada azalma, bitme korkusu yok. Herkes gönlünce, alabildiği kadar almanın, taşımanın bütün yollarını denemeli. |
|